MATERYALİZM YANILGISININ ARDINDAN: BİLİM VE DİNİN UYUMU

ateryalizm; yalnızca maddenin varlığını kabul eden, Allah'ın ve ruhun varlığını reddeden felsefi bir görüştür. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu felsefe, 20. yüzyıldaki bir dizi bilimsel bulgu (örneğin evrenin yoktan yaratıldığını ortaya koyan Big Bang teorisi veya Darwinizm'in geçersizliğini gösteren kanıtlar) karşısında büyük bir bilimsel yenilgiye uğradı. Bu nedenle materyalist felsefenin savunucuları, bilim karşısındaki yenilgilerini gizleyebilmek için devreye birtakım propaganda yöntemlerini sokuyorlar. Bunların başında ise, materyalist yayın organlarının beylik konusu olan "din-bilim çatışması" iddiası gelir. Bu iddiayı dile getiren kaynaklarda, dinin tarih boyunca bilime karşı olduğu, bilimin ancak din terk edildiğinde gelişebileceği gibi, cahil insanları etkilemeyi hedefleyen hikayeler anlatılır.

Oysa bilim tarihine biraz göz atmak bile, bu iddiaların yanlışlığını görmek için yeterli olacaktır. Günümüzde din ile bilim arasına sokulmak istenen bu zoraki ayrılık, bizzat bilimin kendi bulguları tarafından yalanlanmaktadır. Din bizlere evrenin yoktan yaratıldığını öğretmekte, bilim ise bu gerçeğin kanıtlarını bulmaktadır. Din bize her şeyi Allah'ın yarattığını öğretmekte, bilim ise yaptığı araştırmaların sonucu ile bu gerçeğin delillerini ortaya koymaktadır. Avustralyalı ünlü moleküler biyolog Michael Denton, Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) adlı kitabının sonunda, "Bir zamanlar ateizmin ve kuşkuculuğun en büyük müttefiki sayılan bilim, nihayet ikinci bin yılı bitirmekte olduğumuz şu dönemde, bir zamanlar Newton'un ve onun taraftarlarının izlemiş oldukları gibi, antroposentrik inancın en büyük savunucusu haline gelmiştir." demektedir. Antroposentrik inanç, Allah'ın dünyayı insan için yarattığı inancıdır.

Denton'un da belirttiği gibi bilimin ortaya koyduğu bu sonuçlar, giderek daha fazla bilim adamının Allah'a samimi bir biçimde inanmasını sağlamaktadır. Ünlü Amerikalı biyokimyacı Michael Behe "Yaratıcı'nın varlığına inanan bilim adamları popüler medya hikayelerinin anlattığından çok daha fazla sayıdadır; genel nüfusun % 90'ını oluşturan inançlıların, bilim adamları arasında farklı olduğunu düşündürecek bir neden yoktur" derken bu gerçeği ifade eder.

Materyalist ve ateist çevreler ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler, açık olan bir gerçek vardır: Bilime konu olan tüm varlıkları ve sistemleri yaratan Allah'tır. Dolayısıyla din ve bilimin, samimi ve akılcı olarak uygulandıkları sürece, daima uyum içerisinde oldukları çok açık bir gerçektir.

Bu açık uyumun bir göstergesi de geçmişte ve günümüzde yaşayan, buluşları ile insanlığa önemli hizmetleri dokunmuş "iman eden bilim adamları"dır.

Bilimle uğraşan, yeni keşifler yapan, evrenin sırlarını açığa çıkarmaya çalışan bir bilim adamı, aslında Allah'ın yarattığı tasarımları derinlemesine inceleyen, ondaki detayları fark etmeye ve yakalamaya çalışan kişidir. İşte bu nedenle, dinle bilim ayrılmaz bir bütündür ve bilim adamı da, Allah'ın sonsuz gücünü, sanatını, yaratmasındaki benzersizliği ortaya koyan kişidir. Bu yüzden sanılanın aksine bilim adamları Allah'ın yarattığı tasarımlarla en çok ilgilenen bireyler olarak, Allah'ın varlığını, birliğini en derinden kavrayabilecek kişilerdir.

Batı'daki Dindar Bilim Adamları

Batı'daki pek çok dindar bilim adamı da, hem bilimin, dinle tam bir uyum içinde olduğunu göstermiş, hem de bilime ve insanlığa önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Newton, Kepler, Einstein gibi bilim tarihine yön veren ünlü bilim adamları yaptıkları gözlemler ve araştırmalar sonucunda evreni Allah'ın yaratıp, düzene koyduğunu ve evrenin Allah'ın hakimiyetinde olduğunu savunmuşlardır. Dahası, bilimin temel prensipleri inançlı kişiler tarafından ortaya atılmış ve modern bilimin doğuşunda dinin önemli bir rolü olmuştur.

Tüm zamanların en büyük bilim adamı olarak nitelendirilen Isaac Newton'un yaratılışa bakış açısı, aşağıdaki sözlerinde çok açık bir şekilde ifade bulmaktadır:

"Güneş sisteminin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebilir. Bu varlık yalnızca dünyanın ruhunu değil her şeyi yönetir, O Allah'tır."

Aynı şekilde ünlü bilim adamı Kepler'in de çalışmalarını, dini inançlarının yönlendirdiği bilinmektedir. Fizik ve kozmik fon radyasyonu alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle 1978 Nobel fizik ödülünü alan Arno Penzias, Johannes Kepler hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Bir merkezin etrafında dönme fikri, inançlı biri olan Kepler'e kadar uzanmaktadır. Kepler Kutsal Kitaba inanan bir dindardı. Allah'a inanıyordu... O günden beri, yüzyıllar boyunca müthiş bir mücadele olmuştur. Umutlar hala bilim adamlarında. Kepler ise bu umudu inancından elde etmiştir."

Allah pek çok ayetle, yaratılmışlar üzerinde düşünebilmenin, Allah'tan gereği gibi korkup sakınmanın, O'nun büyüklüğünü, yüceliğini kavrayabilmenin bir yolunun "ilim sahibi olmak" olduğunu haber vermiştir. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

"Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır." (Rum Suresi, 22)

ANA SAYFA

Bu site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
www.harunyahya.org

Yazar Hakkında - Diğer Siteler - Email - Üye Ol

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - KİTAPLAR - FİLMLER
MAKALELER
- HADİS KÖŞESİ